16 Temmuz 2015 Perşembe

Şimdi sen uyuyorsun..
Gözlerini kapatmış;
belki rüyadasın,
belki değilsin..
Bense seni düşünürüm geceleri,
yastığını,
yorganını..
Ah derim hep içimden..
Ne şanslı yastıklar var,
Başını taşıma şerefine sahip olmuş..
Ne şanslı yorganlar var,
seni sarıp sarmalayan..
Yatağına ne demeli peki..
Üzerinde uyuyorsun,
uzanmışsın,
dönüp duruyorsun..
kucağındasın yatağının
Ona piyango vurmuş zaten..
Gece ne şanslı diyorum..
Üzerine çöküyor..
Ve sen altındasın.
Yıldızlarla,
dolunayla selamlıyor seni..
O da çok seviyor seni..
Şehrin diyorum,
yaşadığın şehir..
O şehrin sokakları,caddeleri,parkları,kaldırımları,taşları,
karşıya geçmek için yanmasını beklediğin;
ve kontrol etmek için baktığın trafik ışıkları..
Sonra ağaçları,
çiçekleri,
çimenleri..
ve etrafındaki insanlar
ve gökyüzü..
Ne kadar şanslılar..
Seni görebiliyorlar..
Bakıyorsun onlara bir kaç saniye de olsa..
Gözlerini görüyorlar gözlerini.
Belki gülümsüyorsun onlara..
gülüşünü görüyorlar.
Daha yeşil oluyorlar,
daha renkli,
daha canlı,
daha tezcanlı..
Şehrinde çok seviyor seni..
Sabah olacak ki sabah..
Güneş sabırsız,
bir an önce doğmak için sana..
Önce renklerini yolluyor..
Karanlıktan kurtulan gökyüzü de çok seviyor seni..
Sevdiğin maviye boyuyor kendini..
Ve güneş gülümseyerek çıkıyor karşına..
Usulca yanağına dokunuyor önce..
Sonra;
Sıcacık bir buse konduruyor yüzüne..
Ve kuşlar geliyor pencerene.
Uyanışını seyretmek için..
Hepsi sabırsız,
Cıvıl cıvıl ötüyorlar..
uyan artık..
Yeryüzün hazır sevgilim..

Günaydın
Günün aydın...
SENİ SEVİYORUM..

17 Temmuz 2013 Çarşamba

BİR AŞK HİKAYESİ...
 Evleneli oniki yıl olmuştu. 
Çocuk sahibi olamamıştık. Tedavi için gittiğimiz doktorların hemen hepsi aşağı yukarı aynı şeyleri söylemişlerdi. Bu gerçekleri duymak eşim için de benim için de her seferinde yıkım oluyordu. "Çocuk sahibi olabilmeniz imkansız görünüyor..." 
Bu kelimelerin her tekrarlanışı umudumuzu iyice yitirmemize neden olmuştu.
-Neden evlatlık edinmiyoruz? dedim eşime
-Sahipsiz onca çocuk varken... Belki de Allah onlardan birine sahip çıkmamızı istiyor. Ve belki de bu yüzden bir bebek sahibi olmamızı dilemiyor. Yetimhanede bebeklerin bulunduğu bölüme girer girmez, ilk onu gördüm. Ayaklarını havaya dikmiş, elleri ile onlara ulaşmaya çalışıyordu. Harukulade bir bebekti ve ben ondan gözlerimi alamıyordum.
-Bu... bunu kendimize evlat edinelim dedim. Daha ilk bakışta ona karşı öylesi güçlü bir sevgi hissettim ki, sanki doğurduğum çocuğumu emanet bıraktığım bir yerden geri almak üzere gelmişim hissine kapıldım.
-Ben bu bebek için sonuna kadar mücadele edeceğim. dedim eşime Oda zaten bu konuda en az benim kadar kararlıydı. O günden sonra, gerçekten de onun için çok mücadele etmek zorunda kaldık. Bir çok araştırma, soruşturmaya tabi tutulduk. Aylarca uğraştık ama sonunda onu bize verdiler. Kızımızın hayatımıza girmesi ile birlikte yuvamızın tek eksiği de artık tamamlanmıştı. O harika bir bebekti. Eşimle ben onun için çıldırıyorduk. Kızımız,okul çağına geldiğinde ona gerçeği anlattık. Artık kendisinin öz anne ve babası olmadığımızı biliyordu. Bu gerçeği öğrenmiş olması onda tahmin ettiğimiz şoku yapmadı.. Küçücüktü fakat inanılmaz derecede olgun bir çocuktu.
Birgün arkadaşıyla sohbetlerine tanık oldum. Sevgili kızımın o gün arkadaşına söylediği sözler, benim hayatımda aldığım en güzel ödül oldu.

"Ben evlatlığım" dedi Kızım,Arkadaşına .. Şaşkın bir ifade ile sordu;

"Evlatlık ne demek?"

Küçük kızım şöyle yanıt verdi. "Annenin karnında değil, yüreğinde büyümektir."

Etiketler